GİRİŞ..
Hepimizin korkuları var, zaafları var, sırları var..
Hiç yalnız kalkmaktan korktun mu? belki de son akşam yemeğini yediğini düşündün mü? baktığın son yüzün onun olacağını bilebilir miydin? kokladığın son parfüm.. dokunduğun son ten.. tüm hislerini kullandığın o son akşam, son gece, son aydınlık ve son karanlık!
....
- Uyan! bugün dışarı çıkmak için çok güzel bir gün. Gel hadi biraz yürüyüş yapalım tüm haftasonunu yatarak geçirmeyi düşünmüyorsun değil mi?
Ağrılı bir baş, ne olduğunu anlamadığın o gri sabaha uyanmıştı. Biraz korku biraz karamsarlık ve biraz da mutsuzluk hakimdi. Karısı onu uyandırdığında çoktan kuşlar ötmeye başlamış, komşuları ise kahkalar atarak birbirleriyle sokakta konuşuyordu. Gözlerini ovuşturarak yatağında sağına döndü ve saate baktı;
10.15
saat daha erkendi ama hava gerçekten güzel görünüyordu. Karısı perdeleri açarken bir daha ona döndü ve,
- Hadi ama! bugün çok mızmızlanıyorsun. Ormana doğru yürüyüşe gidelim bu havanın bu kadar güzel olmasını kaçırmak istemezsin!
Karısının anlatırken heyecandan parlayan gözlerinin içine baktı ve bu heyecanı öldürmek istemedi. Yatağından kalktı yavaş adımlarla lavaboya gidip elini yüzünü yıkadı. Hazırlanmaya başladığında karısı evin içinde neşeli neşeli dolaşıyor ve şarkılar söylüyordu. Onu izlerken tebessüm etmekten kendisini alıkoyamadı. Karısının en sevdiği parfümünü sıkmış ve dudaklarına güzel bir öpücük kondurduktan sonra dışarıya adımlarını atmışlardı.
Hava'nın o iç ısıtan sıcaklığı güneşin güzel ama can yakmayan sıcaklığı ile mutluluk adeta içlerine yayılıyordu. Lucian kendisini besleyen bu duyguların yanında içinde kendisini kemirip duran o sisli havayı, o karamsarlığı bir türlü atamıyordu içinden. Karısı Amara ise Lucian'ın aksine o kadar neşeliydi ki belki de küçük bir çocukta bu neşeyi bulmak zor olabilirdi. Lucian içinse bu durumu izlemek her şeyi unutmak için güzel bir sebepti.
Ormana doğru iyice yaklaşmışlardı. Çevrelerindeki herkes o kadar mutluydu ki Lucian şaşkınlığını bazen gizlemekte zorlanıyordu. Köpekler birbirleriyle oynuyor, çocuklar gülerek koşuşturuyor, paten yapan çocuklar sanki hayatlarının en iyi patenini kayıyor gibi mutlulardı. Amara her fırsatta başını Lucian'ın omzuna yaslıyor veya yanağına bir öpücük kondurarak ona gülümsüyordu. Tüm bu sevgi dolu dakikalar yaşanırken iyice ormanın derinliklerine doğru gelmişlerdi. Buraya belediyenin yapmış olduğu muazzam yürüyüş yolu sebebiyle gündüzleri tahmin edilemeyecek kadar işlek bir mekan oluyordu. Lucian'ın çok yakın arkadaşı olan Jack ise burada butik bir kafe işletiyordu. Her ormana geldiklerinde ise onun yanına uğrar ve birer kahve içip tatlı atıştırmalıklardan almadan oradan ayrılmazlardı. Butik kafeye yaklaştıklarında Jack onları uzaktan gördü ve büyük bir heyecanla elindeki bulaşıkları bırakarak Lucian ile Amara'nın üzerine koştu;
- Heey! çocuklar! Aman Allahım sizi o kadar özledim ki! nerelerdesiniz 1 aydır sizi göremedim. Bu yakın dostunuzu bu kadar ekmek zorunda mıydınız?
Lucian ise bu sıcak karşılamaya daha fazla kayıtsız kalamadı ve yakın dostuna sıkıca sarılarak,
- Gerçekten niye bilmiyorum ama sanki dün beraber gibiydik bu kadar ayrı kaldığımızın farkında bile değildim, özür dilerim.
diyerek aralarındaki o kucaklaşmayı sürdürdüler. Fakat bazı şeyleri anlamakta gerçekten zorlanıyordu Lucian, çünkü gerçekten 1 aydır Jack'in yanına uğramadığını bilmiyordu ve gerçekten yakın bir zamanda görüşmüş olduklarını sanıyordu. Son 1 ay içerisinde neden gitmemdiğini ve neler yaptığını düşündü ve.. anımsayamadı. Gariplikler ona bugün fazlasıyla ağır geliyordu ama bu konunun üzerine şuanda bu kadar fazla yüklenmek istemiyordu ve anın tadını çıkarmak istiyordu. En sevdikleri tatlılardan getirdi Jack onlara üstü çikolata kaplıydı ve frambuaz soslarıyla süslenmişti, harika bir görüntüsü vardı. Kahvelerini ise yine her zamanki gibi orta boy karton bardaklarından içiyorlardı.
Amara ile Jack sohbet ederkejn Lucian bi anlığına etrafı inceleme ihtiyacı hissetti. Baktı, baktı, baktı.. Herkes nasıl bu kadar mutlu olabilirdi anlamıyordu. Bugün gerçekten tuhaf bir gündü ve sanki herkese neşe saçan bir görünmez peri var gibiydi. Yeniden bu konuyu kendince kapatmaya çalıştı ve tatlı sohbetlerine devam ettiler. O kadar güzel vakit geçiriyorlardı ki sanki zaman durmuştu ve hep aynı vakitte kalmışlar gibiydi. Bir vakit sonra Amara evde yapılacak işlerin olduğunu söyledi ve Lucian'a eve gitmeyi teklif etti. Lucian ise bu durumu başıyla onaylayarak Jack ile vedalaşarak eve doğru yola çıkmışlardı. Lucian yanına saati almayı unutmuştu ve o saatini neredeyse kolundan hiç çıkarmayan bir adamdı. Telefonundan saati kontrol etmek istedi ama ne ilginçtir ki telefonunun şarjı bitmişti. Oysa ki yeterince şarjı var sanıyordu. Amara'ya saati sormak istemişti ama eve zaten çok yaklaşmışlardı o yüzden kendisi de eve gidince öğrenebilirdi bu yüzden sormaktan vazgeçti.
Sonunda eve ulaşmışlardı. Lucian kendini garip bir şekilde yorgun hissetmiyordu oysa ki yürüyüş yaptıkları ormandan kendi evleri 5-6 km vardı. Her şeyin bu kadar iyi gitmesine ve hatta o meşhur bel ve kol ağrılarının olmamasına bile çok sevinmişti aslında. Çünkü sürekli bu konularda kendisiyle baş başa kaldığında şikayet ediyordu. Bugün öyle güzel bir gündü ki hiçbir olumsuzluk yok gibiydi. Evde üstünü değiştirmek için odasına geldiğinde saatini bulamadı nereye koyduğunu hatırlamıyordu tüm dolaplara çekmecelere raflara ve masaya bakmıştı ama yoktu. En son komidin üzerindeki masa saatine baktı ve bir an duraksadı..
- Saat 10.15..